|
Sevgi Çiçeğim
|
|
Uzak bir şehirde, genç ve güzel bir kız yaşıyordu. Temiz ve masum bir yüreği vardı. Çiçekleri çok severdi. Bu yüzden bahçesinde yanlızlığına ortak olan birçok renkli çiçek vardı. Hayatında en çok sevdiği ikinci varlıktı çiçekler. Hayatı artık onunla değil; çiçekleriyle paylaşıyordu. Henüz çok genç olmasına rağmen, savunmasız ve masum yüreği büyük acılar yaşamıştı. Hayatı seviyordu, yaşamayı seviyordu; daha önemlisi onu seviyordu hala... Belki de bu sevgi onu hayata bağlamıştı; tüm yaşananlara göğüs germesine yardımcı olmuştu. Kısacası genç kızı hayata bağlayan tek şey, artık onun sevgisiydi...
Çok sevmişti. Hiç ummadığı anda, hayatına yeni bir çiçek açmıştı. Bu o kadar güzel ve özeldi ki onun için, bir an olsun aklından çıkaramıyordu. Hayatına yeni bir anlam, yeni bir renk katmıştı. O da seviyordu genç kızı. Her sabah kapının önüne bir demet beyaz gül bırakıyordu. Genç kız, hayatının en güzel ve unutulmaz anlarını yaşıyordu. Kır bahçelerinde buluşurlardı hep. Oradaki güzellik, ikisini daha çok bağlıyordu birbirine. Her gece onu düşünüyor, her satırda onu yazıyor,onu çiziyordu genç kız... Çok fedakarlık yapmıştı onun için. Hiçbir şey, hiç kimse umrunda değildi; sadece o vardı hayatında. Bu sevgiye o kadar inanmış, o kadar bağlanmıştı ki asla ayrılmayacaklarını düşünüyordu. Ama her şey genç kızın istedği gibi olmadı. Yaşanan tüm bu güzelliklerin ardından, acı ve kederin kapıları yavaş yavaş aralanıyordu ikisi içinde...
Bir sabah acıyla uyandı genç kız yerinden. Düşünde, ayrıldıklarını görmüştü. Böyle bir şeyi asla düşünmek istemiyordu. Doğruca kır bahçesine koştu. Çevresine baktı; saatlerce bekledi onu... Ama kimseler yoktu. Kuşlar bile mutluluk şarkılarını söylemiyordu. Rüzgar acı ve kederle sıyırıp geçiyordu genç kızın saçlarını... Vazgeçmedi; her sabah yine bir umutla koştu kır bahçesine. Ama her batan güneş, yüreğine yeni yaralar açıyordu genç kızın. Onu öyle sevmişti ki, kaybetmenin verdiği bu üzüntüye dayanmak çok güçtü... Bir anda ellerinin arasından kayıp gitmişti... Sanki hiç sönmeyecek sandığı bir yıldızın, bir anda kayıp gitmesi gibi...
Günler, aylar, yıllar geçti. Hala ne bir haber ne de bir iz vardı ondan. Umudu kalmamıştı genç kızın. Artık gitmiyordu kır bahçesine. Çünkü bu ona daha çok acı veriyordu. Bahçesindeki kır çiçeklerini seviyordu artık. Oradaki hasret kokanları değil. Belki de çiçekleri sevmesinin tek nedeni o idi...
O, artık yanında değildi genç kızın ama; her zaman kalbinde ve hatıralarında ebediyen yaşayacaktı... Sönmeyen tek yıldızı ve yüreğini aydınlatan tek ışık olacaktı...
Görkem Bakkaloğlu
Düşüm Seli
Yalnızlıklar vardır; kuru topraklarda gömülü, çaresizlik rüzgarı durmadan esen bahçelerde saklı... Hep arayış içindedirler onlar. Büyük ve ıslak bahçelerde yeşermek isterler. Hangi gönüle konsam, acı çektirsem, dünyasını karanlığa boğsam diye söylenir dururlar... Bir evi yoktur onların. Tıpkı kimsesizler gibi yatıp kalkarlar orada burada... Kimse gönlünün kapısını açmaz yalnızlığa. Kimse "Hoşgeldin!" diye karşılamaz onu. Adı üstüne, o hep "yalnız"dır. O da asla "Merhaba!" demez karşısındakine. Ne zaman bir açık kapı bulsa, rüzgar gibi sessiz ve habersiz girer içeri. Arkasından kapıyı sıkıca kilitler ve bahçesini aramaya koyulur. Onu bulduğunda ise, tıpkı kapıdan içeri sessizce süzüldüğü gibi girer yeni yuvasına. Bahçede hızla ilerlerken, arkasına dönüp bakmaz bile. Bunu asla düşünmez. Çünkü o kadar mutludur ki kendisine bir yuva bulduğu için, arkasında bıraktığı karanlık ve çığlıkların farkına varmaz. O her adım ilerledikçe bahçedeki çiçekler solar, ağaçlar birer birer döker yapraklarını, rüzgar aldırış etmeden savurur geçer önünde ne varsa... Her saniye çığlıklar daha da çoğalır ve bahçe tamamen karanlığa gömülür. Yalnızlık hala bir şeyden habersiz dolaşır ortalıklarda... Yaşadığı mutluluk onun gözlerini kör etmiştir. Hep sağırdır o zaten. Hiçbir sesi duyamaz; daha doğrusu duymak istemez. Çünkü hayat boyu işittiği acı dolu sözlerdir hep... Hayat boyu mahkumdur kendine...
Gönül bahçesi kapkaranlıktır artık. Ne yol bellidir, ne de iz... Sessiz ve acı doludur içi. Yalnızlık oturup düşünür bir zaman. Çıkış yolunu bulmaya çalışır. Şimdi o da yalnızdır diğerleri gibi. Umutsuz ve çaresiz kalmıştır. Yorulmuştur artık yürümekten. Bir köşede uyuyup kalır öylece. Aniden bir ses duyar, titreyen ellerini, korku dolu gözlerine götürür ve istemeden açar. Gözleri kamaşır, hiçbir şeyi seçemez. Yavaşça ayağa kalkar ve etrafa bakar. Gönül bahçesinin kapısı ardına kadar açıktır. İçeriye göz alıcı renkte ışık dolmaktadır. Rüzgar ağarçları, yaprakları, çiçekleri okşamaktadır.
Bahçe yeniden bendine kavuşmuştur. Yalnızlık ise yine orada burada yatmakta, kendini mutlu eden fakat; başkasının dünyasını karartacak yeni arayışlar içindedir...
Görkem Bakkaloğlu
|
|
|
Sıcaklığın Rengi
|
|
Küçük bir ev vardı; eski, boş ve sessiz... Karanlık sokaklardan geçip gelirdi insanlar o evi görmek için. Yalnız ve hüzünlüydü hepsi de. Küçük ev; uzaktan göründüğünde, hepsinin yüzünü bir tebessüm kaplardı. Kimi durup evi saatlerce izler, kimi gözlerini yavaşça devirerek yoluna devam eder, kimi de attığı her adımda arkasına defalarca döner ve o küçük eve bakardı. Belli ki hepsinin bir hikayesi vardı, orada yaşanan...
Kim bilir; ne hüzünler, ne sevinçler paylaşmışlardı o evde... Ne kavgalar, ne sesszilikler... Kim bilir?... Belki geri dönmek umudu vardı hepsinin içinde. Belki de yaşanmış olan anıları hatırlamak, bu acımasız hayata mahkum olan yalnızlıklarını gidermekti sadece...
Peki benim hikayem neydi? Günlerce o evin önünde oturup, sonra da onu yalnızlığa terk etmek... Tıpkı senin bana yaptığın gibi...
Hatırlarsın belki; küçük evimizin dar pencerelerinden, her gece sokağa hüzün çöktüğünde, içimi bir telaş, bir heyecan kaplardı. Saatlerce seni bekler, seni düşünürdüm. Sıcak odamda düşlediğim hayallerle, o soğuk ve karanlık sokağa bir sıcaklık, bir renk katardım; sadece senin için...
Siyah beyaz bir fotoğrafatn koparılmış da olsa, cennetten bir köşeydi o ev benim için. Sen vardın çünkü içinde, sen... Senin sıcaklığın yetmez miydi bütün dünyaya; senin rengin hayatımın tüm çiçeklerine renk katmaz mıydı? Yaşandı... Ama artık unutulmalı...
Hepsi boş... Hayaller, umutlar, renkler... Yaşandı ve bitti. Her güzel şey gibi...
Artık o boş ve sessiz sokakatan geçmiyorum. Uzaktan izliyorum o insanları. Kurdukları düşleri, yaşadıkları anıları, düşünüyorum; hayal ediyorum...
Şimdi o ev boş ve hep boş kalacak. O sokakata dolaşan insanlar gibi... O insanların düşleri, umutları; benimse boş kalan ellerim ve yalnızlığım gibi...
Görkem Bakkaloğlu
Deymen Bu Mutluluğa
Sende mutlu olmak hayali var her gece uykusuz gözlerimde. Korkuyorum seni sevmekten. Yeniden acılar yaşar mıyım? Yoksa...?
Tek bir düşüm gerçek olsa seninle kurduğum... Seni bir anlık görmek yetmiyor bana. Her gün isterim o güzel yüzünü görmeyi... Her gün isterim seni uzaktan martıların çığlıklarıyla seyretmetyi...
Yüreğin beni korkutuyor. Yine de açsam kilidini, yüreğinde dans eden melekleri gösterir misin bana?...
Uzaktan izliyorum hep seni... Sabırsızca, küçücük bir umutla bekliyorum yüreğini. Korkuyorum...
İçimdeki zincirleri kırsam, çekinmeden dokunsam yüreğine usulca; serin rüzgarlar mı kovalar peşimi yoksa; kuru yapraklarla mı uğurlarsın beni yalnızlığıma? Ya da yüreğinde dans eden meleklerle mi eşlik edersin bana?
Büyük üzüntü içindeyim... İnan öyle kavuruyor ki içten içe... Dalıp dalıp gidiyorum öylece... Gözyaşlarım akmıyor; batıyor gözüme. Ne olacak bunun sonu?...
Bakışların öyle ki, fırtınaya kapılıyor bedenim... Tutuluyorum... Farkında değilsin oysa çaresizliğimin... Gönlümün neler istediğini bilemezsin; belki de hiç bilmeyeceksin...
Uyandırma beni sakın bu rüyadan. Seni hep seveyim kırmadan, kırılmadan... Unutmak istediğim hatıralarım olmadan... Bu sevginin derinlerindeki acılarla seni sarmadan... Yoluna devam et ki, seni sevmeye devam edebileyim...
Görkem Bakkaloğlu
|
|