yazindenizi.sitemynet.com
Anasayfa Yazın Denizi Şiirlerim Öykülerim Denemelerim Konuk Yazıları Serbest Yorum Dil Bohçası Dünyadan Seçmeler Yaşayan Sözler Edebiyatımızda İlk'ler Önemli Notlar Konuk Defteri

Denemelerim



Karşı Sokağın Duvarı

Kendimizi ifade edebilmek, dünyanın en zor çabasıdır aslında. Bunu başarmak da bir o kadar zor gelir insanlara. Kimi zaman konuşur, dertleşir; insanlarla, yakın dostlarımızla paylaşırız gizlerimizi. Bazen unuturuz, bazen de unutuluruz...
Konuşmalarımızla, davranışlarımızla, düşüncelerimizle, kendimizi topluma ifade etmeye çalışırız. Başta bocalarız her insan gibi. Ama yılmadan, usanmadan yolumuza devam ederiz. Zaman zaman bizi yanlış anlayanlar, yanlış tanıyanlar çıkar karşımıza. İşte asıl sorun bu noktadan sonra başlar.
Sırasıyla engeller, çıkmazlar çıkar karşımıza. Yoruluruz. Ama hayat öyle acımsızdır ki; bir dakika dinlenmemize bile olanak tanımaz. Hayat yoluna adımlarımızı bırakırken, bazı söylentiler gelir kulağımıza. Bunlar kimi zaman iyidir, kimi zaman da kötüdür.
Hani kednimizi ifade etmek vardı ya önümüzde, işte bu söylentiler hızımızı daha da arttırmamızı sağlar. Koşar adımlarla hedefe ilerleriz.
Bunun sebebi, söylentilerin gittikçe yayılmasıdır. Adete uçurumun kenarında attığımız çığlıklarda, bizi kimsenin duymayışı gibi savruluruz boşluğa. Sesler her adımda artar; gürültüler çekilmez olur. Şimdi ne iyiyi bulabiliriz ne de kötüyü. İçimizi bir telaş alır. "Ben nasılım; nasıl olmalıyım?" gibi sorular kayar gider aklımızın ucundan. "Doğru ben"i bulmak elbette kolay olmayacaktır. Düşüncelerimiz ve fikirlerimiz amaca uygun olmalıdır her şeyden önce. Ve bizim onları asla yarı yolda terk etmememiz gerekir. Adımlar çoğalır; hedef büyür gözlerimizin önünde...
Sonunda o değerli taşı buluruz. Avuçlarımızın içinde ısıtırız, tadını çıkarırız bu yorucu ve dayanılmaz hazzın...
İnsanlar doluşurlar etrafımıza. Sırasıyla hayat yolu onları beklemektedir. O an, onlar için uyanmak vaktidir. Bir bir geçerler kapılardan; zor da olsa başarıyla aşarlar karşılarına çıkan duvarları. Taşlar azalır, insanlar çoğalır meydanda. Hepsinin yüzünde bir tebessüm ve avuçlarında bir sıcaklık... Her yandan sevinçler eser meydanda. Tüm bu insanlar hayattan şüphesiz, mutlu ve kendilerinden emindirler.
Hayat sadece kendinde olmayanı ister bizden. Daha büyük, daha zorlu ve uzun yolculuklar için; sadece küçük bir tebessüm ve sıcaklığı...

Görkem Bakkaloğlu

bebek03.jpg

Orta Çağın Ezgileri

Eski zamanları hatırlıyorum bazı ezgilerde. Ortaçağı; masal diyarlarını, kralların şatolarını, şamdanlarla donatılmış büyük yemek masalarını... Adını nedense bir türlü koyamadığım derin ve uzak duygular hissediyorum. Ruhumu alıp götürüyor eski diyarlara... İçimde ayrı bir heyecan fırtınası, beynimde dönüp dolanan güç hayaller... Kulağıma işleyen bu ezgilerin de ruh hali değişiyor her seferinde. Kimi zaman çok neşeli oluyor, yüzünde hep bir tebessüm; kimi zaman da hüzünlü ya da acımasız olabiliyor. Karanlık çağ diye adlandırdıkları Ortaçağ'ı böylece kendi içimde, kendi düşüncelerimde aydınlık çağa dönüştürebiliyorum.
Peki oralardan buralara nasıl geldik? Bir şeylerin mücadelesi verilmiş yine. Hayatın engellerine göğüs germişler korkusuzca. Halk fakir, halk yoksul... Doğrudur "Karanlık Çağ" diye adlandırılması bu dönemin. Ezilenler mi dersin, hor görülenler mi; hastalıklar mı yoksa açlık ve sefalet mi? Ama hiç mi mutlu bir gün yaşamadı bu insanlar? Hiç mi zafer kazanmadı? Hiç mi tatmadı özgürlüğün tadını? Düşününce imkansız gibi geliyor...
O zamanlar halk baskı ve zulüm altındaydı. Kral veya padişaha bağlıydılar. Hiç bir hak ve özgürlükleri yoktu. Peki sonuç ne oldu? Yeniçağ'a, "Aydınlık Çağ"a nasıl ulaşıldı?
Günümüze kadar zaman zaman cesaretlenip isyan eden halk hep tek bir şeyin, "özgürlük"ün mücadelesini veren halk sonunda kazanmadı mı? Umutsuz da olsalar, yorgun da düşseler, hep yarınlarını düşünerek, özgürlüklerine kavuşacaklarının verdiği cesaretle, umuda doğru adım atmaktan vazgeçmediler.Tanrı'nın merhametine açtılar ellerini; yürekleri hep onunlaydı. Zor oldu, zaman zaman acımasız ve dayanılmaz oldu bu yolculuk ama; bir amaçları vardı ve ona kavuştular sonunda. Hayatta bir gayeleri olmadan ilerleyemeyeceklerini ve asla kazanamayacaklarını anladılar. Artık Yakınçağ'ı yaşıyoruz, özgürüz. Bizde hala bir şeylerin mücadelesini veriyoruz ve vereceğiz. Gelecektekiler de verecek... Ve içimizde umut olduğu sürece kazanmak uğruna hiçbir şey bize engel teşkil edemeyecek.

Görkem Bakkaloğlu


Hayata Sessizce Yol Almak

Şöyle bir dönüp baksak hayatımıza, sessizce. Neler yaşadık bu yolun dar sokaklarında? O karanlık sokaklardan hangi zorlukları aşarak geçtik? Sessizce yol aldık; demir attık bazı yolculukların sonuna...
Doğduğumuz andan itibaren ilk adımlar atılmıştır hayat yoluna. Ağır ama emin adımlarla ilerleriz bu yolda. Sonu belli olmayan karanlık içinde; bazen umutla yaklaştığımız, bazen de içeri adım bile atmadan terkettiğimiz kapılar çıkar karşımıza. İşte her kapıyı açışımızda zorluklar ve engeller çoğalır zamanla. Küçük bir sevincin ardından neden hep uzun süre mutsuz ve zor bir dönem geçiririz? Belki de bu üzüntüler olmasa; sevincin ve mutluluğun anlamı, tadı kalmaz. Çoğunlukla içimize atar, kendi dünayamızda yaşarız bu anları. Nedeni belirsiz sorunlarla, üstü kapalı geçiririz bu gerçekleri...
Ve tekrar küçük gemiye binip yeni yolculuklara başlarız. Arkamızda bıraktığımız ise sadece boş ve sessiz bir odadan ibarettir. Şimdi yeni dalga ve fırtınalara hazır olmalıyız. Akıntının bizi nereye götüreceği hiç belli olmaz...

Görkem Bakkaloğlu

cirali_02l_1_.jpg


İsimsiz

(Liseyi bitireceğim yıl.)

Bir ağlarsın, bir gülersin; bir beklersin, bir kavuşursun; bir özlersin, bir özlenirsin... Zaman olur umut edersin; bir verirsin, bin alırsın. Zaman olur, hep beklersin; bin verirsin, alamazsın hiçbir şey...
Düşünüyordum uzun zamandır, hayatımı dökmeyi sayfalara. Önceden hep aklımdaydı, istiyordum bunu. Şimdi beynim reddediyor bunu. Aklım karışıyor çünkü. Konu konuyu açar misali... Bir sözün altından bin anlam çıkıyor. Nereden başlayacağımı bilmiyorum şu an. Oysa önceden her şeyi düzenlemiştim. Yine canım istemiyor yazmak. Ama bunu yapacağım; yapmak zorunda hissediyorum kendimi. Korkuyorum da biraz. Ne desem, ne yapsam tersi çıkıyor. İyi desem kötü oluyor, kötü desem iyi... Buna inanmak istemiyorum, ama öyle... Bu yüzden yazmak gelmiyor içimden. Böyle bir ikilem içinde sıkışıp kalıyorum...
Ailem, arkadaşlarım, okulum, yaşadığım çevre, sevdiğim insanlar... Beni de düşündüren bu ya zaten! Bunu herkes bilmiyor. Belki de herkes biliyor ama "Bana ne?" diyor! Öyle ya, neden başkasını düşünsün ki insanlar? Herkesin hayatı kendine; zaten bu yüzden bu durumlara gelmedik mi?...
Ah toplum; herkes kendini düşünür... Ye, iç, yaşa hayatı; kendine yaşa! Yine daldan dala konuyorum. Dedim ya; istediğimi, aklıma geleni yazacağım, içimi dökeceğim diye. Mektuplar da hala duruyor... Ne zamandır postalayacağım...
Evet, bir senem kaldı. Tam da buralara alışmışken... Öyküme ve şiirime dalmışken... Nedense doğduğum yere gidince bile yabacılık çeker oldum. Şimdi bambaşka bir dünyaya, gerçek hayata atacağım ilk adımım olacak bu... Hüzünlü ve mutluyum şu an. Şimdiden başladı ağıtlarım... Ama tadını çıkaracağım bu sonbaharın... Zor olacak benim için her ikisi de... Şimdiden çalışıyorum gibi biraz. Zor ve bol eğlenceli bir yıl bekliyor beni; sanırım...
Artık bitti... Kağıtlara dökmeyeceğim her seferinde duygularımı. Şarkılar söyleyeceğimn hiç durmadan; içimde yaşayacağım romanımı...

Görkem Bakkaloğlu

_i_ek_arabal__melek.jpg

maviciz_1_.gif

gbakkaloglu34@mynet.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki adresi kullanabilirsiniz.