yazindenizi.sitemynet.com
Anasayfa Yazın Denizi Şiirlerim Öykülerim Denemelerim Konuk Yazıları Serbest Yorum Dil Bohçası Dünyadan Seçmeler Yaşayan Sözler Edebiyatımızda İlk'ler Önemli Notlar Konuk Defteri

Serbest Yorum


Merhaba,
Sizinle bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Son yıllarda kitap alırken içim burkuluyor. Her seferinde de kızıyorum ve kitabı aldığım yerde düşüncelerimi dile getiriyorum ki bu düşüncem yayılsın ve kitapların basımına daha özen gösterilsin. Kitapların basımı yani hamuru, cildi ne kadar kalitesizleşti.

Kütüphanemde yıllarca saklamak istediğim kitapları bir müddet sonra elime alıyorum ve bakıyorum ki yazılar kaybolmaya başlamış! Ayrıca bir kitabı iki, üç defa okuyunca kitap harap oluyor ona ne kadar titiz davransanız da...

Sizi bir örnek üzerinde düşünmeye davet ediyorum. Pırlanta çok değerlidir. Pırlanta onu taşıyanın bedenini ve arzularını tatmin eder. Kitap ise -bilmiyorum kaç kişi için böyledir- benim için pırlantadan daha değerlidir. Kitap onu taşıyanın bedeninin, arzularının yanında ruhunu, hayat görüşünü, belki de hayatını değiştirir! Bu kadar değerli bir varlık olan kitapalarımıza hakettiği değerde bir kıyafet giydirelim.

Diğer bir konu ise, kitapların kalitesi bu kadar düşükken fiyatları aksine pahalı. Her insanın maddi durumu farklıdır. Ancak benim izlenimlerim şu yönde. İnsanlar kitap okuyamıyor! Neden? Çünkü kitaplar çok pahalı. Hem de bu kadar kalitesizken!

Size bir örnek daha vermek istiyorum. İçki şişelerine baktığınızda içki içmeyen ya da sevmeyen biri bile olsanız yine de gözünüz renklenir ve şişelerin kalitesine hayranlık duyarsınız. Bunları hissetmeseniz bile içki reyonundan geçerken gözünüze takılmaz mı bu renkli ve görünüşü kaliteli dünyaya?

Okumayı sevmeyen biri de böyle olsa nasıl olurdu? Kitapların kalitesine hayranlık duyarsa şayet belki de kitap okumama şeklindeki düşüncesi değişebilir! Kitapların cildinin kaliteli olması içinin de kaliteli olması anlamına gelmiyor tabiki. Her insanın zevki farklıdır. Benim anlatmak istediğim, içeriği güzel olsun veya olmasın, hepsine aynı basım yapılması.

Yukarıda belirttiğim gibi, her insanın maddi durumu bir değil, olamaz da. Ancak şu anda piyasada azınlıkta kalan kaliteli, ciltli, kütüphanemizde yıllarca muhafaza edebileceğimiz kitapların sayısını daha da çoğlatırsak hem kitap okuyan kesim sayısı artar- dikkat ve hayranlık uyandıracağı için- hem de kütüphanemizde yarınlara ulaşabilecek kitaplarımız olur. Bu kitapları da ona göre fiyatlandırır yayınevleri. Şu anda piyasada çoğunlukta kalan düşük kaliteli, pahalı kitaplar da piyasada kalabilir ancak hakettiği fiyatta satışa sunulabilir. Böylece hem her kesimden insan bütçesine göre kitap alabilir, hem kitap okuyan insan sayısı artar, hem de böylelikle belki korsan kitabın önüne bile geçilebilir!

Bence korsan kitapların hakiki basımdan -maalesef- pek farkı yok. Basım kalitesi birbirine çok yakın. Düşünün bir, bir yayınevi birinci hamura bir kitap bastığında korsan kitapçı birinci hamura kitap basamaz; o kadar maliyetin içine giremez. Böylece piyasadaki kitapların hangisi hakiki basım, hangisi korsan apaçık belli olur.

Şunu da belirtmek isterim. Piyasadaki birçok kitapçıda korsan kitaplar hakiki basım diye satılıyor. İnsanlar bunu anlamıyor bile! Üstelik korsan kitabın arkasında hakiki olduğunu gösteren şu parlak etiketlerden bile var! Şimdi insanlar korsanla hakiki kitabı nasıl ayırt etsin? Ben çevremdeki herkese bunu izah etmeye çalışıyorum ve korsan kitapları nasıl ayırt edebileceklerini söylüyorum.

Ben ulaşabildiğim tüm kişi ve kuruluşlara bu mesajı iletiyorum. Lütfen duyarlı olalım. İnsanlara "okuyun, kitap okuyun!" diyoruz ama bunun için kolaylıklar sağlamıyoruz.

Umarım değer verdiğim düşüncelerimi, değerli vaktinize değer bulursunuz.
Sevgi ve saygılar dilerim.

Görkem BAKKALOĞLU

guestan_1_.gif

Televizyon denen aletten nefret ediyorum. Dilin yozlaşmasının kanıtını insanın yüzüne tokat gibi -hem de Osmanlı tokatı- vuruyor. Umudu kaybetmek korkusu bir yana, dilin yozlaşması için verdiğim -ve katkıda bulunan herkes- çabaları kendimce yeterli bulmayıp daha ne yapabilir de toplumun acısını bile hissetmediği bu kan ağlayan yarayı nasıl iyileştirebilirim diye çılgınca düşünüyorum. Umutla umutsuzluğa doğru mu yoksa, umutla ufka doğru mu ilerliyorum bilmiyorum...

İnsanları etkilemenin en kısa ve en etkili yolu televizyon. Bunun bilincini taşıdığını söyleyen(!) televizyon insanları "dil bilinci"ni kavrayamadığı sürece, bir yandan bir şeyleri iyileştirdiklerini düşünürken, diğer yandan açtıkları "kalıcı" yaraların farkına asla varamayacaklardır.

Madem toplumdaki insanların çoğu başka insanları "örnek" alma eğilimindeler; öyleyse her yerde ve her zaman kişisel değil, genel verimlilik örneği oluşturulmalıdır.

Edebiyatçıların, dil bilimcilerin çoğu zaten "dil bilinci"ni kavramış insanlardır. Ama bu kesimin dışında kalan insanlarda bu bilinci oluşturmanın en etkili ve kısa yolu basın, yayın, ve televizyon kuruluşlarından geçmektedir. Bu alanlarda görev alan "örnek kişilerin" bu konuya her şeyden daha önem vermeleri ve bu işin bilincini kavramış insanlardan yararlanmaları gerekir.


Görkem BAKKALOĞLU

cicekcizgi

gbakkaloglu34@mynet.com